Network Virtualization Europe 2018 Congress

“Madrid, Spain” May 23-24, 2018 – Network Function Virtualization (NFV) is one of the key enabler technologies of 5G on which the Communication Service Providers (CSPs ) and vendors spend great time and effort – and for good reason: NFV, which is at the core of the transformation strategies of a great many CSPs, is expected to be one of the infrastructural pillars of 5G. Operators are adopting NFV technology and automation more and more in their networks, and vendors are offering an ever-increasing number of NFV compliant products and applications.

Discussions at the Network Virtualization Europe Congress 2018 event clearly show that the technology and solutions have reached a significant level of maturity in NFV Infrastructure (NFVI) and Virtual Infrastructure Manager (VIM) domains. One of the key factors that has enabled this progress is the virtualization and cloud computing know-how and experience distilled from the long history of the IT world. On the other hand, Management & Network Orchestration (MANO) technologies have not yet reached the desired level. There is still a long way that must be covered by the industry. Throughout the event, CSPs emphasized the use of open-source based solutions at every step to build a vendor independent environment – one that is inline with the basic philosophy of NFV and that does not create a new type of silo solution based on NFV. A critical point here will be establishing the necessary interoperability between the products and applications of multiple vendors forming the ecosystem. During the congress, it could easily be seen that the Open Network Automation Platform (ONAP) and Open Source MANO (OSM) projects driven by various organizations and work groups are proceeding rapidly towards defining concrete and mature standards for interoperability.

One hot topic discussed throughout the event was how to design telecom products based on cloud-native VNF on the road to zero touch automation. Various CSPs expounded on the status of the industry for cloud nativeness and articulated their expectations from cloud-native VNFs. Although many telecom products are not yet cloud-native, it seems clear that the systems developed for 5G will need to be designed with this goal in mind.

Edge computing was another big discussion topic. Several different approaches were presented to define the its rightful place in the world of 5G. Its ultimate role will be defined by the contribution it makes to the primary goal of this whole endeavor, which is to enhance the experience of the end users. The basic discussions and early implementation use cases of edge computing were for enterprise users, but we will definitely see more innovative solutions for edge computing in the upcoming years.

As an established and proactive player in NFV, Edge Computing and 5G domains, Telenity exchanged its views and shared its insights with the other leading telco players throughout the event.

Teknoloji Firmalarının Afyonu ArGe

Bu yazıda, ArGe desteklerini verimli kullanamadığımız gibi, ArGe kavramının da yanlış kullanımı ile ülkemizin potansiyelini değerlendiremediğimizi sebepleriyle ortaya koyacağım. Ama daha da önemlisi, ülkenin katma değeri yüksek teknoloji geliştirme stratejisinin sadece bir parçası olabilecek ArGe desteklerinin tek başına bu stratejiyi hayata geçirmesi olasılığının, milli piyango bileti almaktan öte olmadığını da göstereceğim. Öncelikle, en büyük problemimiz ArGe desteklerinin miktar olarak yetersiz olması değil, kötü kullanılması! Firmalarımızı teknolojide global rekabete hazırlamayı üniversite burslarına benzetelim. ArGe’nin ilk sınıfa denk olduğunu ve sadece ilk sınıf öğrencilerine burs verdiğimizi varsayalım. Öğrencilerin önemli bir kısmı sadece ilk sınıfta burs olduğu için senelerce ilk sınıfta kalmaya çabalayacak, defalarca üniversite sınavına girecek, pek az öğrencinin hayata atılıp para kazanma motivasyonu olacak.

Bizim teknoloji üretmesini umduğumuz firmaların çoğu ArGe’de takılmış, pek az firma global rekabetçi üretime geçebilmiş durumda. Çözümü ise çok basit; ilk sınıfta çok zaman harcayanlara bursu kesmek, ama daha önemlisi üst sınıflara da burs vermek. Bunu teknoloji firmalarına verilen destekler açısından düşünürsek; global rekabetçi olabilmemiz için gereken, ürün ve hizmet geliştirmektir. ArGe, ürün geliştirmenin (ÜrGe) sadece ilk aşamasıdır; üstelik aşağıda göstereceğim gibi şart bile değildir. İşte bizler bu ÜrGe sürecinin sadece ilk aşamasına yoğunlaştığımızda, maalesef mezun olamadığımız gibi, ikinci sınıfa bile geçemiyoruz. Türkiye’deki ArGe destekleri ülke kaynaklarını değerlendirme ölçüsü için kullanılan Satınalma Gücü Paritesi (PPP) cinsinden hesaplandığında, Dünyada ArGe harcamasında 18’inci, bu harcamanın GDP’ye oranında ise ilk 5’deyiz. Peki, o zaman bu ArGe desteklerini neden ticari başarıya çeviremiyoruz? Ne kadar ArGe ideal? Öncelikle ArGe’yi daha iyi anlamamız gerekiyor. AR-GE faaliyetleri bilimsel veya teknolojik belirsizliğin olduğu durumlarla ilgili faaliyetlerdir. Ama ArGe yetkinliği ile inovasyon yetkinliği oldukça farklıdır; inovasyon, teknolojiyle birlikte pazar risklerini de çözmeye yöneliktir.

Destek programlarında örnek aldığımız, ArGe faaliyetlerinde lider olan Avrupa Birliği, günümüzde bu liderliği neden inovasyona ve ticari kazanca çeviremediğini anlamaya çalışıyor. Alttaki şekil, Avrupa Komisyonunun 2021 sonrası Horizon programı planlama sunumundan. Önemli bir ürün yönetimi ve ihracat geleneği olan AB bile rekabetçilikte ArGe’nin yeterli olmadığını kabul ederken, ürün yönetimine tamamen yabancı olan Türkiye için AB’yi örnek almanın ne kadar doğru olduğu da tartışılır. AB proje desteklerinin de Avrupa’da bağımlılık  yaygınlıkla konuşulan bir konu. PwC’un en önemli ticari göstergeleri kullanarak sıraladığı ilk 1000 firma arasında yaptığı araştırma, bu firmaların ArGe harcamalarının satışlarına oranının ortalamanın altında olduğunu gösteriyor. Bu da firmaların ArGe faaliyetlerinden çok, müşterilerinin istediği hizmet ve ürünlere odaklandığını gösteriyor.

Amacım ArGe’yi kötülemek değil! ArGe ile elde edilen yetkinliğin gerek kaldıraç etkisi gerekse rekabetçilik eşiği yüksektir. Ayrıca ArGe faaliyeti olmadan birçok başarılı ürün ve hizmet ortaya çıkarılabilse de bu ürünleri ortaya çıkaran “mutlu kazalar” (serendipity) ArGe birikimi olan toplumlarda daha sık oluşur. Yine de bütün destekleri bu sepete koymak ne kadar doğru? ArGe Araç mı Amaç mı? Teknopark ve ArGe merkezleri de maalesef bu “afyonlanma”nın en önemli aracıları; firmaların bu merkezlerde varlıklarını sürdürebilmek için ArGe projeleri yapıyor olmaları şart. Daha yetkin olan merkezlerin kendi onaylama süreçlerini geliştirerek firmaları gerçek ticari başarıya yönlendirme ihtimalleri olsa da çoğu merkezin böyle bir yetkinliği olmadığı için TÜBİTAK ya da KOSGEB ArGe desteği alınmasını şart koşuyor.

Bu merkezlerdeki firmalar bir ArGe projesinin süresi bitmeden yenisini hazırlama baskısı altındalar – dolayısıyla ticarileşme ve müşteriye zaman harcama lüksü yok! Sadece ArGe yaptıkları için ticarileşmede başarısızlar – TÜBİTAK fonu kullanan projelerin %1’den azı ticarileşiyor! Ticarileşmede başarısız olunca da daha kolay gelir kaynağına dönüyorlar; daha fazla ArGe desteği için başvuru yapmak…

Yani, ArGe, başarı için bir araç olmaktan çıkmış, amaç haline gelmiş durumda… TÜBİTAK bu resmin neresinde?

TÜBİTAK’a ArGe desteklerini yönetme sorumluluğu verip, ticarileşmedeki problemleri de bu desteklere yüklemek, büyük resmi kaçırmak olur.

Ülkemizde teknoloji firmaları destek açısından şu kategorilerden birindeler:

  • ArGe yapmak amacıyla kurulmuş firmalar
  • Amaçları ArGe yapmak olmayıp, destek ArGe’ye verildiği için ArGe yapan firmalar
  • Amaçları ürün ya da hizmet satmak olup, destek alabilmek için ArGe’de sıkışan firmalar
  • Amaçları ürün ya da hizmet satmak olup, yaptıklarının tamamını ArGe olarak sunmayı başaran firmalar
  • Amaçları ürün ya da hizmet satmak olup, yaptıklarının arasında ArGe faaliyeti varsa, onun desteğini alan firmalar.

İdeal durumda, ArGe destekleri sadece 1’inci ve 5’inci maddelerdeki firmalara verilmeli, diğerleri artık ikinci sınıfa geçirilmeliler. İlk maddedeki firmaların faaliyetleri TÜBİTAK programları ile uyumlu olabilecekken, son maddedekiler ise ÜrGe programlarından faydalanmalı, bu programın içinde ArGe olacaksa TÜBİTAK destekleri kullanabilmeli. TÜBİTAK, bu problemin farkında olduğu için ürünleşmeyi destekleyecek programlar oluşturmaya başladı. Ancak, bu programlar “ArGe sonrası ticarileşme” üzerine yoğunlaştığı için üstteki 1’inci maddeye uygundur. Ticarileşen firmalarda ise ÜrGe’nin bir aşaması olarak konumlanması gereken ArGe’nin, “amaçlı ArGe” olarak ürünleşme çalışmalarına paralel yapılması gereklidir.

Kaynak: https://turk-internet.com/arge-paralizi-teknoloji-firmalarinin-afyonu-arge/

Türkiye’nin 5G Stratejisi

İlhan Bağören, Türkiye’deki 5G çalışmalarının günümüz ve geleceğini turk-ınternet.com’a anlattı.

turk-internet.com : İlhan Bey önce kendinizi tanıtır mısınız?

İlhan Bağören : 1979’da ODTÜ Elektrik Mühendisliği diploması ile başlayan, tamamı kendi ürününü tasarlayan firmalarda geçen (Teknim, Petaş, Netaş, ITT/Alcatel, NewNet, Telenity) 40 seneye yaklaşan bir bilişim sektörü geçmişim var.

1988’de ABD’de 3 Türk ortak olarak kurduğumuz NewNet’i GSM’in altyapısını oluşturan sinyalleşme alanında dünya lideri duruma getirip, 1997’de NASDAQ’ta listelenen ADCT firmasına sattık. 2000 Yılında yine ABD’de Telenity firmasını kurduktan sonra, ülkemize dönme planlarımızın bir parçası olarak 2001’de Türkiye’de Telsoft firmasını satın aldık ve mühendislik merkezimizi İstanbul’daki AHL Serbest Bölgesi’ne taşıdık. ABD, Hindistan ve Dubai’deki ofisleriyle global liderlik geleneğini devam ettiren Telenity, çeşitli yenilikçi ürünlerle 40’a yakın ülkedeki mobil operatörlerle çalışmaktadır ve gelirlerinin %90’dan fazlasını ihracatla kazanmaktadır. Büyük oranda yurtdışına yönelik ArGe ve ürün geliştirmeye (ÜrGe) odaklanmış olan dikkatimi, son yıllarda hem global iş yapma tecrübemizi Türk firmaları ile paylaşma amacıyla, hem de oluşturulacak zengin bir yerli ekosistem ile yurtdışında daha rekabetçi olacağımız düşüncesiyle Türkiye’ye çevirdim. 600’den fazla üyesi olan BT İhracat platformunun oluşması, bilişim sektörünün ilk Türk Ticaret Merkezinin Dubai’de açılması, yazılım ve bilişim sektörlerinin de temsil edildiği Hizmet İhracatçılar Birliği’nin kurulması, haberleşme altyapısında yerli üretim payını artırmak için kurulan Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesinin (HTK) kurulmasında öncülük yaptım.

turk-internet.com : Bize bugün dünyada teknik 5G çalışmaları ne durumda kısa bir bilgi verir misiniz?

İlhan Bağören : 5G, öncülleri olan 2G, 3G ve 4G’den çok farklı gelişiyor. Daha öncekiler birer telekomünikasyon standardı iken, 5G bir endüstri standardı olarak şekillenmekte. Başta otomotiv, sağlık, tarım, eğitim, finans, eğlence olmak üzere bütün dikey sektörlerin temsilcilerinden toplanan isteklere cevap vermek üzere geliştirilen 5G, yüksek veri hızı, düs¸ük gecikme süreleri, yüksek yoğunlukta cihazlara erişim gibi temel özellikleri hizmete sunacaktır. 5G’nin diğer bir önemli özelliği, neredeyse tamamen yazılım ve bulut tabanlı olmasıdır. Standartlar, anten, kablolama gibi temel donanım elemanları dışında, “whitebox” denilen genel amaçlı donanımdan kurulu bulut yapısı üzerinde çalışacak şekilde tasarlanmıştır. Bulut tabanlı iş modelinin yarattığı devrimin rüzgarını da kullanan işletmeciler, tamamen açık arayüzler ve açık kaynak kod üzerine geliştirilmiş yazılımları ön plana çıkarttılar. 4.5G ve öncekilerden tamamen farklı olan bu yapı, Huawei, Ericsson gibi 3-4 firmanın kurmuş olduğu tekeli kırmayı ve yeni oyuncuların pazara girebilmesini amaçlıyor. Bu da ülkemizdeki haberleşme sektörüne ürün geliştirecek firmaların hem yerli hem de global pazara girmeleri için çok büyük bir fırsat sunuyor. 5G standartları, Release 15 ve 16 adı verilen iki sürümde hazırlanıyor. Release 15, 5G öncesi ağ ile çalışarak, önceki servislerin daha yüksek veri hızıyla ile verilmesini sağlayan bir geçiş sürümüdür; 2019 başında dondurulup, 2020’den itibaren ilk ticari uygulamalarının başlaması öngörülüyor. 2020 başında standartlaşması beklenen Release 16 ise, 5G’nin vadettiği bütün yeniliklerin eski ağlardan bağımsız olarak verilebilmesini sağlayacaktır.

turk-internet.com : 5G’de hangi alanlar (sektörler) ağırlıklı olacak. Hayatımıza ne katacağını bekliyoruz?

İlhan Bağören : Öncelikle vurgulamalıyım ki, ülkelerin 5G stratejileri, en üst düzeyde, Cumhurbaşkanlığının dahil olacağı bir süreçle yapılacak kadar öneme haizdir. ABD’de 5G hakkında Donald Trump’a sunulan rapor, 5G’ye geçen ilk ülke olmadığı takdirde, ABD’nin Politik, Ekonomik ve Askeri liderliği Çin’e kaptıracağı yönündeydi. Çinli üreticilere karşi açılan teknoloji savaşı, bu stratejik çalışmadan kaynaklanmaktadır[2]. Bugünlerde Türkiye’de de çok konuşulan Endüstri 4.0 ya da Dijital Dönüşüm, ancak 5G ile anlamlı olacaktır diyebiliriz. Çünkü bu kapasiteyi, hızı ve sürekliliği sağlayabilecek teknolojiler 5G ile gelecek. Dolayısıyla her sektörü etkileyecek, katkıda bulunacaktır. Ağırlıklı olarak etkilenecek sektörler arasında sürücüsüz arabalar başta olmak üzere otomotiv, uzaktan ameliyat başta olmak üzere sağlık, karanlık fabrikalar başta olmak üzere üretim sanayi, sanal/tamamlanmış gerçeklik başta olmak üzere eğlence sektörleri öne çıkıyor. Türkiye’nin önüne bu noktada eski nesil mobil iletişim teknolojileriyle olandan daha büyük bir fırsat-risk ikilemi çıkıyor. Geçmiş nesillerde olduğu gibi mobil teknolojilerin dikey sektörlerde kullanımını sağlayacak uygulamaları geliştirmek için 5G’nin mobil işletmecilerce sunulmasını beklersek, geçen nesillerden de büyük bir ithalat yağmalamasına uğrayacağız. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi, 5G bir telekomünikasyon değil, endüstri standardı. Bütün endüstrilerde, 5G standardının belirlenmesine katkıda bulunan dikey sektör temsilcileri, şu anda uygulamaları geliştiriliyor. Ülkemizde bütün dikey sektörlerde uygulama geliştirenlerin farkındalığını yükseltmek ve hazırlanmak zorundayız, yoksa sektörler / endüstriler 5G ile birlikte gelecek yeni nesil uygulamalarla rekabet edemeyecekler. Elektronik haberleşme sektörünün düzenleyici ve denetleyici kurumu olan BTK bu konuda öncülük rolünü üstlendi, kamu kurumları, üniversiteler, teknokentler, operatörler, teknoloji firmalarını bir araya getirerek, mevcut ve gelecek teknolojilerle ilgili bu tür konuları tartışmak ve ülkemizin vizyonunu ortaya koymak üzere 5GTR Forum’u kurdu. Geniş katılımla, ülkemizde 5G yapılanması ve dikey sektörlerde kullanımı için öngörülerin derlendiği “5G ve Ötesi” adında bir Beyaz Kitap hazırladı. Bütün sektörlerdeki teknoloji birimlerinin bu kitabı edinmesi, kendi sektörlerine uygulaması ve ileriye dönük katkılarını vermek üzere 5GTR Forum’a üye olmaları çok önemlidir.

turk-internet.com : OSTİM altında bir HTK kuruldu. Bize bu kümelenme hakkında bilgi verir misiniz? Neden kuruldu? Kimler var? Çalışma sistemi nedir?

İlhan Bağören : Birçok sektörde yerel katkının artırılması konusunda önemli girişimleri olan OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın Bey, BTK Eski Kurul üyesi Abdullah Raşit Gülhan Bey ile bir araya gelerek, Türkiye’nin haberleşme teknolojileri konusundaki kayda değer birikimini ürünleşme konusunda yetkinliğe çevirmek üzere tarihi bir adımı attılar. 4.5G şartnamesinde BTK tarafından mobil işletmecilere getirilen %45’e varan yerlilik şartının ilk senelerde sadece %2 civarında karşılanmasını sektörü ayağa kaldırmak için fırsat gören Orhan ve Abdullah Raşit Beyler, sektörün bütün temsilcilerini bir araya toplayarak kısa zamanda 120 civarında firma ile Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK)’nin kurulmasına öncülük ettiler. HTK’nın içinde Havelsan, Netaş, Karel gibi büyük firmaların yanında, çok sayıda KOBİ de var – bu firmaların toplam iş gücü 8000 kişinin üzerinde. Bu arayış sırasında, tek başına global piyasada işler yapmayı başarmış birçok firmamızı da bulup ekosistemin bir parçası haline getirerek sinerjiler yaratma fırsatı da yakaladık. Kümemiz kurucuları arasında olan OSTİM, benzer kümelenmelerden edindiği birikimi paylaşmanın yanında, her türlü bürokrasi ve sekretarya desteğini veriyor ve kümemize ev sahipliği yapıyor. Ulaştırma Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan Bey de BTK Başkanı olduğu dönemde bu inisiyatifi destekledi ve BTK Kurum Başkan Yardımcısı Gazali Çiçek Bey’in liderliğiyle, üç mobil işletmecimizin üst yönetim ve teknik personeliyle hem bugün, hem de ileride yapacakları alımlarla ilgili sayısız toplantı yapıldı. Firmalar ellerindeki ürünlerle bugünün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken, ileriye dönük planların sadece ulusal değil, global pazarın da hedeflenmesi durumunda fizibilitesi olacağında fikir birliğine varıldı. Bu gözle bakıldığında, 4.5G’de gerek yıllardır pazarı paylaşmış büyük oyuncuların arasına girmenin zorluğu, gerek ULAK AŞ’nin zaten bu konuda geliştirme yapıyor olması, gerekse de bu teknolojinin 5G ile uyumsuzluğu göz önüne alınarak, yatırımın 5G’ye yapılmasının daha uygun olacağı değerlendirildi. Yine BTK’nin koordinasyonu ve liderliğinde mobil operatörlerimizin her birinin en üst düzeyde katılımları ile 5G’deki ihtiyaç listeleri oluşturuldu ve bir kısmı global telekomünikasyon pazarında önemli tecrübeleri olan, bir kısmı büyük ArGe ekibine sahip olan, bir kısmı da belli dikeylerde derin bilgiye sahip mikro-KOBI’lerden oluşan 16 HTK firması ile 3 mobil operatörümüzün ortak projesi, “Uçtan Uca Yerli ve Milli 5G Haberleşme Şebekesi” (UUYM5G) adıyla, TÜBİTAK tarihinin gerek katılımcı sayısı gerekse bütçe açısından en büyük desteği alındı. 10 Üniversite ve 6 Teknokentin iş birliği yaptığı, 16 firmadan 500’den fazla mühendisin çalışacağı bu projenin oluşturulmasında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, BTK, OSTİM ve TÜBİTAK yönetimlerinin çok önemli destek ve katkıları oldu. TÜBİTAK’dan alınan bu destek, firmaların önce özkaynakları ile yatırım yapmaları, 1 sene sonra yatırımlarının %60-75’ini almaları şeklindedir. Dolayısı ile, firmalarımız inandıkları bu yolda risk alarak çok önemli finans gücü koymaktadırlar. Bu sayede cari açığın azaltılmasına, yetişmiş mühendislerimizin istihdamına ve ülkemizin ihracatına önemli katkılar sunmayı hedefliyoruz. Bu projenin en önemli özelliklerinin başında pazarda faaliyet gösteren ve alıcı konumda olan Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone’un katkılarıyla geliştirilmiş olması ve projede yer alan tüm firmaların bir ortak akıl etrafında bir araya getirilmesi neticesinde uygulamaya alınmasıdır. HTK bünyesinde gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetlerimizde katılımcılığı ön plana çıkarmaya gayret ediyoruz. Bir projenin uygulamaya alınabilmesi için ilgili tarafların konuyu tartışıp belli noktalara anlaşmaya ulaşmış olmaları gerekiyor. Bir firmanın stratejisi çerçevesinde tartışma olmaksızın hareket etmeyi doğru bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Dolayısıyla bireysel hareket etmek yerine işbirliğini destekliyoruz ve teşvik ediyoruz. UUYM5G ürünleri ile 2020-2026 arasında yurtiçi pazarda 28 Milyar TL, bölgesel pazarda ise %10 pazar payı ile 5.6 Milyar USD tutarında gelir hedeflenmektedir.

turk-internet.com : HTK bu anlamda ne gibi bir çalışma programına sahip?

İlhan Bağören : 2018 Başında başlayan UUYM5G programında, 2020 başında 5G elemanlarının prototiplerinin çıkartılması ve mobil operatörlerimiz tarafından önce test, sonra kullanıma başlanması planlanıyor. Bu programda TÜBİTAK projelerindeki geleneksel hakem ve izleyici kontrollerinin dışında, iki önemli kurul kuruldu: BTK, TÜBİTAK, 3 Mobil İşletmeci Temsilcileri, OSTİM gibi bu projeyi sahiplenen kurumların temsilcilerinden oluşan bir üst kurul niteliğindeki Yönlendirme Kurulu. Üretici firmalar dışındaki global uzmanlardan oluşan, bir taraftan pazardaki gelişmeler konusunda firmalara danışmanlık yaparken, diğer taraftan yapılan geliştirmelerin pazar gereksinimlerine uygunluğunu denetleyecek Teknik Danışma ve Denetim Kurulu. Bu çeşit projelerde en büyük tehlike, ülkemizde gelenekselleşen “projecilik” tuzağına düşmektir. Teknoloji firmalarının pek çoğu ArGe destekleriyle yaşamaya alışmış olduklarından, tek amaçları proje teklifinde verdikleri sözleri yerine getirmek oluyor. Bu ArGe projeleri bir ÜrGe inisiyatifinin parçası olarak yapılmadığı için ticarileşmesi mümkün olmuyor. Yani ArGe bir araç değil, amaç çoğu firmamız için. UUYM5G projesi kapsamında 2018 başında TÜBİTAK’a bir plan verildi. Ancak, 5G standartlarında farklılıklar oluşur veya mobil operatörler bu teknolojiyi kullanırken yeni pratikler geliştirirlerse, proje paydaşlarının bu gereksinimleri ürünlerine yansıtmalarını zorunlu kılınmıştır. TÜBİTAK projelerinde başarının kriteri olan planlara uygunluk yeterli olmayacaktır. Asıl önemli olan, 3 işletmecimize ve global müşterilere satılabilir ürünler çıkartmak. Sonuçta, UUYM5G projesi, bir ArGe projesi değil, ArGe proje desteği almış bir ÜrGe inisiyatifidir.

turk-internet.com : Türkiye’deki benzer çalışmaların birlikteliği açısından ne tür gelişmeler ya da sorunlar yaşanıyor?

İlhan Bağören : HTK’nın kurulmasından çok önce, haberleşme altyapısının stratejik önemini gören savunma sanayi yetkilileri, sivil sektörde bu konuda yeterli birikim ve kapasite olmadığı için inisiyatif alıp, Aselsan, Netaş ve Argela’nın ortaklığında bir baz istasyonu projesi (Ulak) başlatmış. Savunma sanayi gelenekleri ile başlatılan bu proje, daha sonra bir fırsat olarak ortaya çıkan 4.5G’ye uyarlama sürecine girdi. Firmalar, farklı ihtiyaçlarla başlatılmış bir tasarımı 4.5G’ye uyarlamaya çalışmanın ötesinde, savunma sanayi geleneklerine göre ve ArGe projesi olarak yapılan tasarımı sivil telekomünikasyon gereksinimlerine uyarlamak gibi zorluklarla karşılaştılar. Hem daha sivil bir yapıya geçiş adımı olarak ULAK AŞ.’nin kurulması, hem de BTK ve mobil işletmecilerimizin de özverili destekleri ile bu zorluklar yavaş yavaş aşılıyor ve ULAK AŞ. şimdiden 500’den fazla baz istasyonunu ülkemizin hizmetine soktu.

turk-internet.com : ULAK’ın Savunma Sanayi Altında Yapılanması Zorluk Yaratıyor mu? Bu soruyu, daha önce yazdığım ULAK makalesi çerçevesinde soruyorum. O yazı ile ilgili gelen yorumlarda, pek çok kişi, bunun global anlamda çok rekabetçi bir alan olmasını öne sürerek, yapılanmanın değişmesi gerektiğini, işin içinde profesyonel bir pazarlama ve satış firması olmaması durumunda teknik olarak başarılı olunsa da, satış yapılamayacağı ve ULAK’ın tarihe gömülme olasılığı olduğu eleştirileri iletti. Siz bunu nasıl değerlendirirsiniz..

İlhan Bağören : Bu baz istasyonu projesi, savunma sanayinin iş modelinin iyi bir örneğidir. Çünkü bu iş modelinde, müşteri (silahlı kuvvetler) ihtiyaçlarını belirleyerek bir üst yükleniciye sipariş verir, bu üst yüklenici de insan kaynağı olarak kullandıkları alt yüklenicilere işi yaptırır, fikri mülkiyeti de elinde tutar. İş yapılırken ödemeler yapılır. Dolayısı ile, ne yapılan işin müşterinin ihtiyaçlarını karşılayacağı, ne de çalışanların maaşlarının ödeneceği konusunda hiçbir risk yoktur. Satış ve pazarlama ise ihtiyaç duyulan faaliyetler değildir. Telekomünikasyon sektörünün iş modelinde ise, global ya da yerel operatörler olan müşteriden sipariş alınmaz, müşterinin ileriye dönük ihtiyaçları tahmin edilerek, risk alarak ürünler geliştirilir. Elemanların maaşlarını da finans edersiniz – şanslıysanız yaptıklarınızın bir kısmını ArGe projesi olarak devlet destekler, o da yukarıda bahsettiğim gibi, harcamaları yaptıktan 1 sene sonra %60-75’ini alarak. Ürünü bitirdiğinizde alım garantisi de yoktur, doğru ürün yapmadıysanız, ya da doğru ürün yapmışsanız bile satış ve pazarlama konusunda yetkinliğiniz yoksa, o kadar yatırımı batırmış olursunuz. Bu riskleri defalarca almış firmalar, zamanla ihtiyaçları doğru belirlemenin değerini anlarlar. Sivil sektörde başarının temelini oluşturan bu sürece “Ürün geliştirme” (ÜrGe) diyoruz. Bu içinde yüksek “risk” barındıran bir süreçtir.

turk-internet.com : Peki bu anlattıklarınız ışığında yeniden bakarsak; HTK başarılı olacak mı?

İlhan Bağören : HTK doğru iş modeli ile yola çıkmıştır. İlk günden beri üç işletmecimiz ve yurtdışındaki müşterilerimizden ihtiyaç toplamaktayız. HTK’nın asıl amacı ihracata yönelik baz istasyonu, anten, kablo, anahtarlama gibi bu alanda ihtiyaç duyulan tüm ürünleri portföyüne koymasıdır. Bu denli geniş yelpazeli ürünlere sahip olunabilmesi için işbirliği şarttır. Ayrıca ürünlerinizin uluslararası standartlara uygun, rekabetçi ve uygun fiyatlı olması gerekmektedir. Ama bunların ötesinde, telekomünikasyon pazarını bilmek, var olan satış kanallarını kullanmak Htk firmalarının en büyük avantajı olacaktır.

turk-internet.com : O zaman siz bu konularda ne gibi çözümler öneriyorsunuz?

İlhan Bağören : 2 başlık altında anlatalım; Özellikle Huawei’yle başlayarak bütün dünyayı etkileyen güvenlik-güvensizlik krizinde, savunma sanayinin sahip olduğu bir firmanın yurtdışı mobil işletmeci pazarında şansı düşük olacaktır. Tüm tarafların bir araya geldiği ve özel sektör ağırlıklı bir oluşumun ortaya çıkarılması ve rekabetin acımasız olduğu bu alanda devletimizin de desteğiyle ilerlenmesi gerekmektedir. Savunma sanayinin sivil sektördeki boşluğu görerek inisiyatif almış olması ülke için çok büyük bir kazanım olmuş, çok sayıda mühendis ve yönetici, telekomünikasyon endüstrisinin temel çalışma prensiplerini öğrenmiş, bu arada da rekabetçi olması potansiyeli yüksek bir ürün ve gelecek nesiller için birikim sağlanmıştır. Ancak, sivil sektör de, HTK oluşumu ile yetkin bir alternatif geliştirmiştir. Savunma sanayi, yabancı olduğu bu sektörün yönetimini Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir Bey’in de desteklediği kümelenme modeli ile sivil sektöre teslim etmeli, ama derin ArGe yeteneklerini ve birikimini bu sektörün servisine sunmalıdır. Ayrıca özel sektör öncülüğü ve dinamizminden faydalanmak üzere HTK’da yer alan firmaların bir araya gelerek yeni bir firma etrafında toplanması gerektiğini düşünüyorum. Savunma sanayiinde oluşan bilgi birikiminin bu firmaya aktarılması yapılan çalışmaların hızlanmasına katkı sağlayacaktır. Bu yeni oluşum, ULAK AŞ.’nin de katılması durumunda, hâlihazırda bir marka oluşturmuş olan ULAK AŞ. altında kurulabileceği gibi, yeni bir firma olarak da kurulabilir. DNA’sı sivil sektör iş modeline ve uluslararası satış ve pazarlamaya uygun olmayan bir yapıyı doğasına aykırı şekilde formatlamaya çalışmaktansa, HTK’nın bu konulardaki yetkinliğinden faydalanmak çok daha verimli olur. Bu yeni firmanın avantajları; Portföyünde 4.5G, hem de 5G ürünleri olduğu için çok daha güçlü bir firma olacak, hangi grup eski, hangi grup yeni teknolojilerle uğraşacak kaygısı ortadan kalkmış olacaktır. Gerek destek veren devlet kuruluşları gerekse hem müşteri, hem de ortak olan mobil işletmeciler karşısında tek bir firma olacaktır. Sektöre, %70 üzerinde pazar payı olan Huawei’nin karşısına birbiriyle didişen iki rakip yerine, bütünleşmiş tek bir rakip çıkacaktır. Alt yüklenicileri insan kaynağı firmaları olarak kullanan, ve onları müşteriden uzak tutan üst yüklenici modeli yerine, alt yüklenicilerin ortak olduğu bir firma modeli, sivil telekomünikasyon sistemine çok daha uygun olacaktır Devletimizin en üst seviyede değer taşıyan 5G stratejisi için, durumun akl-ı selim ile tartışılması gerekir. ULAK AŞ. ve HTK’nın sivil bir çatı altında birlikte çalışması daha doğru model olarak düşünülmelidir. Bu şekilde çalışılmasıyla gereksiz tartışmalarla vakit kaybetmenin önüne geçilmiş olacak, mevcut çalışmaların yanında dikey sektörlerde ihtiyaç duyulan ürünlerin yerli ve milli imkanlarla üretilmesinin de önü açılmış olacaktır.

Mobile World Congress Americas 2018

Telenity participated in Mobile World Congress (MWC) Americas 2018 in Los Angeles – the second year of the prestigious event in the USA. Although MWC Americas has a long way ahead to be on par with MWC Barcelona, it was very promising and informative on the key aspects of today’s telco trends, such as network slicing, NFV, SDN, edge computing, IoT, artificial intelligence, and blockchain.

As a global provider of state-of-the-art services and solutions, Telenity presented its 5G readiness program for its entire product and solution portfolio in Los Angeles. On the road to 5G, Telenity has been focusing on edge computing, network functions virtualization, digital transformation including rich communication services with messaging as a platform (MaaP), and location based analytics.

– Edge computing: As a member of the Industry Standardization Group of ETSI MEC, Telenity works on location based services and API management product lines, providing software products ever-ready to work on top of any edge computing platform based on standard APIs.

– NFV: Being a proud member of an end-to-end 5G project supported and funded by the Turkish government, Telenity has been implenting the MANO and NFVI layers based on the latest industry standards. Today, Telenity’s entire product line, including Service Consolidation, Location Based Services, API Management, and Service Delivery Platform are NFV enabled and ready to work as VNFs on any NFV enabled platform.

– RCS: As the expectations of end users keep growing, the legacy world of messaging evolves to deliver a superior quality of user experience. Today, at the heart of this progress lies the Rich Communcation Suite – the next evolutionary step for messaging and voice services. With its UP2.0-ready Canvas® Rich Communication Suite, Telenity offers its customers all the fascinating capabilities of the RCS World, including Messaging as a Platform capabilities.

– Location Analytics: In the world of 5G, everything is expected to be offered as a service (XaaS), which will be a significant revenue stream for CSPs in the future. One of those revenue streams is and will be location-as-a-service. Thanks to our location based service development experience exceeding 15 years, today we serve more than 200 million subscribers worldwide with our location platforms. And as of now, Telenity is tranforming its location services into smart and 5G enabled platforms with rich sets of AI and ML capabilities.

Telenity’s Leading Position in API Management Software Affirmed by Yet Another Market Report

The application programming interface (API) is a collection of protocols, tools and subroutines used to create software applications. Acting as a software to software communication code, API administration allows an organization to monitor the functionality of the interface and meet the requirements of the application and developers. API administration allows to monitor the traffic of individual applications and facilitates the management of the cache to improve the performance of the applications. Because the API administration software can be integrated with a company or imported by external suppliers, it has become an essential tool for multiple suppliers to improve their customers’ experience.

As a result, demand in the global IPY management market is expected to grow at a sustained pace during the forecast period. The global API administration market allows a qualitative and quantitative market review in its current scenario and analyzes all the factors that can influence demand in the near future, to estimate the market situation until 2025. This report is aimed at audiences such as organizations, network operators and solution providers that want to serve as a credible document to make better business decisions. The report contains a section dedicated to commercial profiles, which explores several key players for their market share and product portfolio, in order to present a clear picture of the competitive landscape.

Global API Management Software Market Drivers and restrictions:
The proliferation of mobility and applications is the main driver for the demand of API administration. With the growth of mobile subscribers, the increase of social networks and the penetration of electronic commerce, suppliers from various industries can now provide interactive information to their consumers and increase sales. Advances in the Internet of things and Big Data, along with the benefits of costs and features, are two other main factors driving the global API market.

In addition, given that API administration helps in the systematic application of policies and the visualization of relevant analyzes, the demand should be extended to several organizations that want to increase their productivity. On the contrary, some of the factors that can challenge the market to reach its maximum potential are: data security, investments inherited in SOA and performance monitoring by qualified professionals. System integrations, digital transformation, and SOA and PaaS integrations are some of the new opportunities for market players.

Geographic Segmentation:
On the basis of geography, Global API Management Software Market ket has been divided into areas like Europe, North America, Asia-pacific, and Rest of the world. North America has been dominating the worldwide marketplace, followed by Europe. The main companies of Global API Management Software Market are Amazon, CA Technologies, RedHat, Apiary.io, Apigee, Stormpath, Telenity, Akana, Axway, Crosscheck Networks, Dell Boomi, Fiorano Software, Inc., IBM, Distil Networks, Mashape, MuleSoft, Nevatech, NGINX Software Inc., Mashery (Tibco), Microsoft, Restlet, SAP, Sapience, Oracle, RepreZen, Socrata, Software AG, and Torry Harris.

Scope of the report:
The report offers a comprehensive analysis of the industry by providing the estimations of market potential and forecasts with utmost granularity. Along this, the factors influential in effecting the market dynamics and trends are discussed in detail at the product level. Further, the performance of the market at the regional and country-level is assessed and the prospects with high growth potential are identified and debated.

What else? Apart from the syndicated report, our in-house team has an expertise and experience in designing custom reports to meet your specific research needs and assist you in making well-informed decisions.

About Us:
Research Cosmos is a provider of standard and customized market research, business intelligence and consulting services across more than 100 domains in different industries of the world. We host the trending market reports of the world’s top-notch publishing companies, offering services to a wide range of customers from students to fortune 500 companies and discloses the hidden opportunities in every leading industry of the world.
Global API Management Software Market Overview:
Contact:
Kevin Stewart
Global Sales Manager